İlginç şeyler oluyor

Gittikçe artan bir kitap merakım var. Bununla birlikte çok garip şeyler de oluyor. Geçtiğimiz günlerde işte iken kardeşimden gelen “Ameliyat olacağım şimdi” telefonuyla birlikte kendimi hastanede bulmam bir oldu. Hastanede refakatçi olarak kalacak uygun kişi olduğum için yanıma okumak için kitap aldım. (Başka ne için alabilirim ki zaten? Savunma ya da yaralama amaçlı saldırılarda kullanılan kitaplar var ama kitabım o kadar kalın değildi.) Her neyse, lafı dolandırmayayım değil mi? Okumaya devam et “İlginç şeyler oluyor”

Günlük değil, düzensiz sorular.

Çok zaman önce başlamış bulunduğum ama yalnızca ara ara bilgisayarımı karıştırdığımda anımsadığım ve tekrar harekete geçtiğim bir durumdan bahsedeceğim.

Tek kelimelik sorularla oluşturduğum bir şablonda, her kelimenin karşısında o kelime ile ilgili cevaplar yazıyorum. Yani misalen “Hayat” kelimesinin karşısına o gün ne hissediyorsam onu yazıyor, diğer kelimeleri de dolduruyor ve o günün tarihi ile kaydediyorum. 7 yıl önceki cevaplarımı görünce gerçekten şaşırdığım anlar oluyor. Tavsiye ederim.

Body Worlds Sergisi / Yaşam Döngüsü

Body Worlds İstanbul
Body Worlds İstanbul

Geçenlerde bir sergiyi gezdim. Ama bu bir resim ya da fotoğraf sergisi değil. Ölü insan bedenleri sergisi. Bazı insanlar bu sergi için bedenlerini bağışlamışlar ve ilginçtir bir kısmının bağış nedeni, öldükten sonra gömülme ve yakılma fikrinin onlara hoş gelmemesi imiş. Şöyle biraz düşününce, kafatasımın yarılıp arasından beynimin görünmesi, derimin elime tutuşturulup sırıtan bir ifade ile bir fanus içinde gelenleri karşılamak fikri bana daha ürkütücü geliyor.  Sergi de gözüme çarpanları paylaşmak isterim ama gidecek arkadaşlara erkenden bir uyarı yapayım. Eğer “kadavra” görmeye alışkın değilseniz, sergiyi aç karnına gezmenizi öneririm. Zira bu yapıda birisi değilseniz gördüklerinizi kaldırabilmeniz pek mümkün değil. Okumaya devam et “Body Worlds Sergisi / Yaşam Döngüsü”

Tembeller bu fikre bayılacak!

Ömrümüzü çalışarak çürütüyoruz vallahi. Sabahın köründe kalkıp akşam güneş batana değin didinip duruyoruz. Bir de işiniz kötü ise, çok zaman çekilmez oluyor gidip gelmeler. Bu sebeple en sevilen gün Cuma, nefret edilen gün Pazartesi. Malumunuz, bu günün sendromu bile var. Perşembe’yi en sevilen gün yapmalıyız derim ben. Değiştirelim ya, değiştirelim. Bakınız şöyle: Okumaya devam et “Tembeller bu fikre bayılacak!”

Son ırmak kuruduğunda

Kizilderili-sef-seattle“Beyaz adam annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur. Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz.

Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak…

Kızılderili Şef
Saettle / 1853”

Faili Meçhul Kıyak (FMK) Hareketi

Daha bugün farkediyor olmanın hüznü bir yana, fikrin güzelliği o kadar etkiledi ki beni… Faili Meçhul Kıyak hareketi, Tunç Kılınç tarafından Fikir Atölyesi sitesinde yayınlanmış ve çok hızlı bir şekilde kabul görmüş. Öyle ki, Beyaz Show’a da konuk olmuş bu güzel arkadaşımız. Buna benzer hareketleri daha önce duymuştum. İtalya’da kahve içenlerin iki kahve parası ödeyerek bir kahveyi bilmediği birisine hediye etmesi yurtdışından,  fırınlardan ekmek alanların fazla ekmek parası ödeyip sonradan gelen ihtiyaç sahiplerinin bundan faydalanmasını sağlaması da yurdumuzdan bir örnek.

Fikrin ana teması şu: “Bir elin verdiğini diğer el bilmeyecek, iyilik özünü kaybetmesin, egoya ya da şeytana fırsat verilip vukuat murdar edilmesin diye iyilik sahibini iyilikten faydalanan bilmeyecek

Tunç kardeşimizin kendi sitesinde paylaştığı bu fikri paylaşayım, isterseniz kendi sitesinden okuyun. Yakın zamanda böyle bir şey yapma isteği ile dolup taştığımı belirteyim. Şimdi yazıya geçelim…

Okumaya devam et “Faili Meçhul Kıyak (FMK) Hareketi”

Kahve içene fal bedava mı?

Yok canım daha neler mi diyorsunuz? Burası İstanbul, daha neler görüp de şaşıracağız. Efendim, İstiklal Caddesinde gezenler bilirler, böyle kafeler eleman tutuyorlar, ellerinde dövizler; “Kahve içene fal bedava” diye insanları çağırıyorlar. Tamam da bu bu kadar cezbedici oldu mu ki ya hu? “Kahve içeyim, sonra falıma da baktırırım hihi” diyerek insanlar gidiyorlarsa çok garip gerçekten. Neyse konumuz kahve-fal ikilisi değil, sadece fal olacak esasında.

Fal, kaba tabirle gelecekten haber verme… Çeşitli yöntemleri var, var olmasına ama ben işin hinliğine değineceğim. Fala inanan arkadaşlar varsa alınmasın, gerçi isterseler alınabilirler, bu kadar züğürt tesellisi tıngırtısına itibar edecekseniz, biraz uzak durun benden diyebilirim, darılmayınız :)

Şimdi falcılıkta iki yöntem var, birisi son derece profesyonel ve ekip gerektirir, diğeri ise biraz zeka. Neymiş bunlar bakalım; Okumaya devam et “Kahve içene fal bedava mı?”

Nerede çocukluğumuzun oyunları…

Şimdiki çocuklar şanslı mı şansız mı bilemiyorum ama çocukluğumuzda oynadığımız sokak oyunlarını artık etrafımda göremiyorum. Her tarafta PlayStation dükkanları, çocuklar bir ekrana bakıp oturdukları yerde çakılıp kalıyorlar. Şöyle bir etrafınıza bakın isterseniz, en son ne zaman birdir bir oynayan çocuklar gördünüz? Peki saklambaç? Halen görüyorsanız şanslısınız demektir, bu gidişle 20 seneye kalmaz tüm sokak oyunlarının artık rehber kitaplarda yer alacağı ve rafa kalkacağı hissine kapıldım nicedir. 10  yaşındaki çocukların ellerinde bir cep telefonu “bak ara beni ara ne çalıyor” dediğini duyuyorum. Yahu biz bi kaç misket almak için nasıl da yalvarıyorduk? Madem İnternet var, şimdiden yazalım da Google amca hafızasına alsın, belki bir çocuk internette barby giydirirken sıkılır da çocuk oyunları diye aratırda, nasıl oyunlar oynanıyor öğrenirler :)

Çocukken neler oynuyorduk, haydi bakalım mı? Okumaya devam et “Nerede çocukluğumuzun oyunları…”

Yahu, bu nasıl kehanet?

Bundan bi kaç sene öncesine kadar televizyonlarda boy gösteren Kur’an-ı Kerim kehanetçilerini hicv için bir internet sitesine kinayeli bir yazı yazmıştım. Oldukça ilginç tepkiler aldım. Yazının üslubundan bu sayısal kehanetçileri hicvettiğim ve dikkate alınmaması gerektiğini zihinlere kazımak istediğim kolayca anlaşılırken bazıları gerçekten ciddiye alan yorumlar yapmış. Bu yazının içeriğine geçmeden önce bir kaç yorumu paylaşmak istiyorum:

sayıların hesaplarına lafım yok ama bu hesap sonuçlarının kıyamet günüyle ne alakası var anlamadım bence de saçmalık…

ay o kadar alim ulema bi tarih veremedi size mi kaldı tarih vermek. baksana saati de belli… bari işlerimizi tamamalayıp hazırlanalım o güne kadar

çok saçma

bence de büyük saçmalık tamam kıyamet yaklaştı ama ne zaman kopacağını ALLAH PEYGAMBER EFENDİMİZE SÖYLEMEMİŞ KUSURA BAKMA AMA GELİP SANA MI HABER EDECEK.ayrıca sayılarla kıyametin ne alakası var …

Diğer çeşitli – beni güldüren ve çok kez de sevindiren – yorumlara Google aramasından buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. İnsanlarımızın bu tarz şeylere genellikle itibar etmemiş olması gerçekten sevindirici. Çünkü bu kehanetçiler 2006’da Usame Bin Laden yakalanacak demişti, ama Usame’nin akrabalarının ABD’nin en zenginlerinden olduğu gerçeğini atlamıştı. – Bu konu farklı bir konu ama Fahrenheit 9/11 filmini izlemenizde fayda var diye düşünüyorum. – Falcılara ise bambaşka bir noktada genişçe değineceğiz. (Kur’an falcılığı yasaklamıştır, kendisinin falcılık amacıyla kullanılması zaten baştan aşağı saçmalık) Okumaya devam et “Yahu, bu nasıl kehanet?”