Nerede çocukluğumuzun oyunları…

// Ağustos 2nd, 2009 // Dünya, Hayat Memat

Şimdiki çocuklar şanslı mı şansız mı bilemiyorum ama çocukluğumuzda oynadığımız sokak oyunlarını artık etrafımda göremiyorum. Her tarafta PlayStation dükkanları, çocuklar bir ekrana bakıp oturdukları yerde çakılıp kalıyorlar. Şöyle bir etrafınıza bakın isterseniz, en son ne zaman birdir bir oynayan çocuklar gördünüz? Peki saklambaç? Halen görüyorsanız şanslısınız demektir, bu gidişle 20 seneye kalmaz tüm sokak oyunlarının artık rehber kitaplarda yer alacağı ve rafa kalkacağı hissine kapıldım nicedir. 10  yaşındaki çocukların ellerinde bir cep telefonu “bak ara beni ara ne çalıyor” dediğini duyuyorum. Yahu biz bi kaç misket almak için nasıl da yalvarıyorduk? Madem İnternet var, şimdiden yazalım da Google amca hafızasına alsın, belki bir çocuk internette barby giydirirken sıkılır da çocuk oyunları diye aratırda, nasıl oyunlar oynanıyor öğrenirler :)

Çocukken neler oynuyorduk, haydi bakalım mı?

Misket

İrili ufaklı yuvarlak cam küreleri ile oynanır. Ne kadar çok misketin varsa o kadar zenginsindir. 3 farklı oyun türü vardır;

  1. Mars: Yere bir üçgen çizilir, herkes eşit sayıda misketi üçgenin içine yerleştirir. Herkes elindeki misket ile diğer misketlere vurarak üçgenin içindeki misketleri çıkarmaya çalışır. Çıkarılan misket çıkaran kişinin olur, başarısız girişime kadar hak devam eder.
  2. Baş Vurma: Herkes eşit sayıda belirlenen misketleri yan yana dizer. Belli bir mesafeden baş seçilir. Son atacak olan kişi baş misketi seçer. Baş misketi vuran tüm misketleri alır.
  3. Teke tek: İki misket ile oynanır. İlk adam misketini atar, ikincisi vurmaya çalışır. Vurursa vurduğu kişiden bir misket kazanır. Vuramazsa sıra diğerine geçer ve böylece devam eder

Dokuz Taş

9 adet düzgün taş bulunur, iki takım oluşturulur. Bir takım yazı tura ile ebe seçilir, bir takım ise 9 taşı dizecek olan takım olarak kalır. Taşı dizecek olan takımın her elemanı, elindeki topla taşları belli bir mesafeden devirene kadar atış yapar. Taşlar dağıldığı zaman o takımın elemanları etrafa dağılır. Ebe olan takım taşlar dizilmeden, karşı takımın tüm elemanlarını topla vurursa bir puan alır. Bütün elemanlar vurulmadan taşların tamamı dizilirse, taş dizecek olan takım kazanır. Başarısız olunursa, taş dizen takımla ebe takımı yer değiştirir ve oyun böylece sürüp gider.

Çivi Oyunu

İki adet çivi ya da tığ ile oynanır. Tığ o zaman biraz lükse kaçıyordu tabi :) Yumuşak bir toprak zeminde, iki oyuncu ya da iki takımla oynanabilir. Herkes sırayla elindeki çiviyi toprağa sağlar. Toprağa saplanan noktalar bir doğru olacak şekilde birleştirilir. En uzun doğruyu, karşı takımın oyuncusunu da sıkıştırarak, fırsat vermeden yapan kişi oyunu kazanır.

Çelik Çomak

Sopalarla bireysel olarak oynanır. Herkes eline bir sopa/çubuk/değnek alır. Herkes toprak zeminde bir daire çizerek evini seçer ve sınırlarını belirler. Bir kişi ebe olur, ebe elindeki çomağı – ufak çubuğu – dairedeki elemana atar. Bu herhangi birisi olabilir, onun kim olacağını ebe seçer. Dairedeki eleman vurabilirse, çubuk belli bir mesafeye gider. Ebe o çubuğu alıp gelene kadar diğer elemanlar onun evini eşelemeye başlar. Eğer ebe hızlı olup çubuğu alıp da herhangi birisinin evinin sınırları içine bırakabilir/atabilirse o kişi ebe olur. Çubuğu gittiği mesafe önemlidir zira herkes en az bir kere ebenin evine elindeki sopa ile dokunmak zorundadır. Atılan çubuğa 3 kez vuramayan kişi de ebe olur. Evi en az eşelenen kişi oyunu kazanır.

Saklambaç

Bir ebe seçilir, o da bir duvara yüzünü dönerek, elleri ile de kapatarak 50′ye kadar sayar. Herkes saklanır. Ebe gördüğü kişinin ismini ve yerini yüksek sesle söyleyip duvara elini vurarak “Sobe” der. “Elma dersem çık, armut dersem çıkma” cümlesi ile şaşırtmaca sağlanabilir. :)

Simit

Yine bir ebe seçilir. Ebe, bir duvarın önüne çizilen büyükçe dikdörtgen evinde güvendedir. Ancak başkasını ebelemek zorundadır. Simiiiiiiiiiiiiiiiiit diye bağırarak tek nefeste kesilmeden koşarak birisini ebelerse o kişi ebe olur ve diğerleri ona elindeki yumuşak bir şeyle – gazete olabilir, kumaş olabilir – vurmaya başlar. Evine girene kadar vurmaya devam eder. Eğer simit demeye nefesi yetmez ise, ebe evine dönene kadar aynı muameleye maruz kalır.

Japon Kalesi

Futbol oyunudur, kaleler minik olur – Japonlar minik diye mi öyle denmiş bir bilgim yok :) – Normal futbol gibi oynanır ama kaleci eline alamaz. Uzaktan gol olma ihtimali de düşüktür, atılırsa büyük başarıdır.

Uzun Eşşek

İki takım seçilir, bir kişi yastık olur. Ebe takım baş-kıç birlikte olacak şekilde uzun bir eşek oluşturur :) Diğer takımım elemanları sırayla bu eşeğin üzerine atlar. Eşek tüm elemanlar atladıktan sonra yıkılmazsa üstteki takım “Tek mi çift mi?” diye sorar, bu arada eliyle de tek yada çift işareti yapar. Yatan takım bilirse, atlayan takım aşağı yatar ve böylece devam eder. Yalnız dikkat edilmelidir, yastığın şike ile satın alınma olasılığı yüksektir :)

Birdir Bir

Bir ebe elleri dizlerinde olacak şekilde eğilir, diğer elemanlar sırayla başlayarak ebenin üzerinden atlar. Bazı rakamlarda söylenmesi gereken diğerlerinden farklı şeyler vardır.

  • Birdir bir
  • 2′dir meyve
  • 3′dür hayvan
  • 4′tür şehir
  • 5′tir …..

Şeklinde her bir rakam için bir kural belirlenir ve bu rakamlara karşılık bir şey uyduramayan kişi ebe olur ve oyun böyle devam eder.

Şimdilik aklıma gelenleri yazdım, geldikçe yazacağım, siz de burada olmayan oyunları iletebilirseniz yazayım :)

Popularity: 51% [?]

3 Responses to “Nerede çocukluğumuzun oyunları…”

  1. Erkan Şahan diyor ki:

    Hehe a :) Yahu bir oyun daha vardı, akşamları dışarı çıkamadığımızda oynardık. Hayvan, bitki, şehir miydi? Bitki, ülke, hayvan mı :) Biri bir harf söyler, sonra hepimiz o harfle başlayan türlü adlar bulacağız diye uğraşırdık :)

    Ne günlermiş yahu :)

  2. İsa Güçlü diyor ki:

    “İsim Şehir” Erkancım :) Nedense “Ğ” harfi ile hiç oynamazdık :))

  3. yusuf diyor ki:

    ben dünyanın engüzel oyununu istiyorum

Leave a Reply